Kentleşmenin Getirdiği Riskler Somut Adım Gerektiriyor
Hem Türkçeye hem de diğer dillere yerleşmiş olan “doğal afet” kavramı temel bir yanılgıyı beraberinde getirebiliyor: afetin doğal bir şey olduğu yanılgısını. Sel, fırtına, deprem gibi doğa olayları sosyal yaşam ve ekonomi için tehlike olasılığı yaratsa da bu olayların afete dönüşmesi ancak planlama ve ekonomik önlemler yeterli olmadığında gerçekleşiyor. Bugüne kadar afetlerin kalkınma kazanımlarını olumsuz olarak etkileyebileceği yaygın olarak kabul edilmesine rağmen, kalkınmaya giden farklı yolların kırılganlığın oluşumundaki rolü yakın zamana kadar kabul görmedi. Bir başka deyişle, bir coğrafyada nerenin yerleşim alanı olduğu, nerede ekonomik aktivitenin gerçekleştiği ve altyapı ile üst yapının hangi özellikleri taşıdığı afet riskleri açısından yeterince tartışılmazken odak daha çok acil müdahale, kurtarma ve tekrar yenisini inşa etme üzerinde kaldı.
Dünyanın birçok noktası iklim değişikliğinin bir sonucu olarak daha çok sayıda ve daha şiddetli hava olayları ile karşı karşıya kalıyor. Öte yandan Türkiye gibi sismik olarak aktif topraklar üzerinde kurulu olan ülkeler deprem riski ile de yüz yüze kalıyorlar. Ancak tüm bu doğa olaylarının sonucunu iki temel değişken belirliyor: i) maruziyet: afet riski altında olan varlıkların niceliği ii) kırılganlık: varlıkların afetten doğacak hasara duyarlılığı. Süregelen kentleşme eğilimi bu iki değişkende de olumsuzluk barındırıyor. Bugün ekonomik aktivite önemli ölçüde büyük kentlerde toplanıyor. Bu durum başta yoksul ve kırılgan topluluklar olmak üzere geniş kesimlerin afet riski taşıyan noktalara yerleşmesine yol açtı. Örneğin kıyı kesimleri, dere yataklarının varlığı, deniz seviyelerinin yükselmesi, sıklaşan fırtınalar ve şehir selleri gibi birçok sebeple riske duyarlı bölgelerden sayılıyor. Üstelik hızlı kentleşmeden kaynaklanan inşaatlar, taşınan bu risklere cevap verebilecek niteliklerden uzak olabiliyorlar. Tüm bu nedenlerle afet dayanıklılığı oluşturmak konusundaki ihtiyacın hiç olmadığı kadar yüksek olduğu söylenebilir.
İşte bu noktada sigorta sektörünün yapabileceği katkılar önem teşkil ediyor. Bugün risk değerlendirmesi cephesindeki yeni yaklaşımların kentlerin korunması için farklı kapılar açtığını görüyoruz. Örneğin Alman Kalkınma Bankası (KfW) ve Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler’in (ICLEI) beraber geliştirdiği proje kapsamında Latin Amerika ve Karayipler'deki toplam 10 kentte, doğa olayları kaynaklı afetlere karşı kritik varlıklar ve öncelikli bölgelerin kapsamlı bir risk değerlendirmesi yapılıyor[1]. Bu değerlendirme doğrultusunda, kentlerin ihtiyaçlarına uygun sigorta ürünleri ve afet riskini azaltmaya yönelik önlemler şekillendiriliyor. Sonuç olarak kentler afet risklerini ölçek ekonomisinden yararlanan ortak bir risk havuzuna devrederken sigorta primlerinde düşüş sağlanıyor. Proje ile 7,5 milyondan fazla yoksul ve kırılgan bireyin koruma altına alınacağı öngörülüyor. Bu örnek risk artırıcı bir faktör olan coğrafi yoğunlaşmanın doğru koşullar altında avantaja dönebileceğini gösteriyor.
Türkiye'de ise sigorta sektörünün mevcut riskleri indirgemeye yönelik çalışmaları, afetlere karşı dayanıklılığın artırılmasına önemli katkılar sunuyor. Afetlere karşı proaktif yaklaşımın öne çıktığı alanlardan biri risk mühendisliği olarak görünüyor. Örneğin bu kapsamda Anadolu Sigorta bünyesinde görev yapan alanında uzman 14 kişilik multidisipliner Risk Mühendisliği ekibi, yalnızca yangın ve operasyonel riskleri değil, tesislerin deprem, yer kayması, sel, fırtına ve diğer doğal afetlere yönelik maruziyet risklerini de mühendislik bakış açısıyla değerlendiriyor. 2025 yılı içerisinde yaklaşık 3.000 adet tesis ziyareti gerçekleştiren ekip, sahada yaptığı incelemelerle işletmelerin mevcut risk seviyelerini analiz ediyor, olası afet senaryolarına karşı kırılganlıklarını belirliyor ve risk azaltıcı teknik öneriler sunuyor. Bu çalışmalar ve öneriler sayesinde işletmelerin doğal afetlere karşı dayanıklılığının artırılması, olası hasarlarda azalma ve sürdürülebilir risk yönetimi kültürünün yaygınlaştırılmasına katkı sağlanması hedefleniyor.
Gezegenimizin mevcut koşulları, aşırı hava olaylarına bakışta yalnızca afetlere müdahale ve afet sonrası iyileştirme çalışmalarına değil, daha dayanıklı altyapı ve sistemlere yönelik yatırımlara da odaklanılmasını gerektiriyor. Hasar meydana gelmeden önce risk azaltımını mümkün kılarak ve iklim analizlerini sigortalama süreçlerine entegre ederek, sigorta şirketleri dayanıklılığın inşasını yeniden tanımlayabilir.
Cem Avcıoğlu
TSKB Ekonomik Araştırmalar – Yönetici
Anahtar kelimeler: kentleşme, afet riski, dayanıklılık, sigorta, risk mühendisliği
[1] https://iclei.org/uiif/
Hak Sahiplerince Aranmayan Paralar
Meblağ Sigortalarında
Hak Sahipliği Sorgulama
Size en iyi deneyimi sunmak için web sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Çerezler, sunmuş olduğumuz hizmetlerin size özel ve tercihlerinize göre kişiselleştirilmiş içerikler olarak sunulmasına imkan tanır. Çerez Politikamızı inceleyerek çerezler hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Çerez bilgilerinizin kişiselleştirme, hedefleme ve reklamcılık faaliyeti gerçekleştirilmesi amacıyla işlenmesini kabul ediyor musunuz?
Site’nin işlevselliğini arttırmak ve kullanım kolaylığı sağlamak. Örneğin, Site’yi ziyaret eden ziyaretçinin daha sonraki ziyaretinde kullanıcı adı bilgisinin ya da arama sorgularının hatırlanması, oturum açan üyelerin Site’de farklı sayfaları ziyaret ederken tekrar şifre girmelerine gerek kalmaması.
Site’yi analiz etmek ve Site’nin performansını arttırmak. Örneğin, Site’nin üzerinde çalıştığı farklı sunucuların entegrasyonu, Site’yi ziyaret edenlerin sayısının tespit edilmesi, Site’nin kullanım istatistiklerinin raporlanması ve buna göre performans ayarlarının yapılması ya da ziyaretçilerin aradıklarını bulmalarının kolaylaştırılması.
Kişiselleştirme, hedefleme ve reklamcılık faaliyeti gerçekleştirmek. Örneğin, ziyaretçilerin görüntüledikleri sayfa ve ürünler üzerinden ziyaretçilerin ilgi alanlarıyla bağlantılı reklam gösterilmesi. Aynı zamanda Site içerisinde kullanıcıya özel içeriklerin sunulmasının sağlanması.
Reklam kampanyalarının etkinliğini ölçmek ve verimliliğini artırmak. Örneğin, Site’de gördüğünüz bir reklama tıklayıp tıklamadığınızın, eğer reklam ilginizi çektikten sonra o reklamın yönlendirdiği sitedeki hizmetten faydalanıp faydalanmadığınızın tespit edilmesi. Bu kapsamda tarafınıza ilgi alanlarınıza yönelik reklamların çıkarılması ve gösterilen reklam sayısının sınırlandırılması.